Asgarî ücret neye göre belirleniyor?

Asgarî ücret tekrar konuşuluyor. Bu sene bu konu hiç bitmemiştir. Milyonlarca insanın asgarî koşullarda yani “en aşağı, en düşük, en az”  koşullarda nasıl hayatta kalabileceği tartışılmaktadır. Bu pazarlıklar sürerken masada taraflar yoktur, masada milyonlarca işçi adına devlet, iş verenler ve sendika kisvesi altında her ikisinin içinden çıkmış olan Türk-İş vardır ama milyonlarca işçi adına bir kişi yoktur bu nedenle ortada bir pazarlık da yoktur.

Kapitalizmde ücret, işçinin ölmeden bir sonraki gün de işe gidebilmesi için gerekli ihtiyaçlarını karşılaması üzere belirlenir. Şu an tartışılan ise bir işçinin isyan etmeyeceği, marketleri yağmalamayacağı, kredi çekerek de olsa faturalarını ödeyebileceği rakamı en asgarîsinden hesaplamaktır.

Açıklanan, açlık sınırı, yoksulluk sınırı, enflasyon -o da açıklananı- ortada iken rakamların bir önemi kalmamıştır. Biliniyor ki ücretlere gelecek her zam birkaç katı ile peynire de gelecek, biliniyor asgarî ücrete gelecek her zam birkaç katı ile faturalara da gelecek. Biliniyor zamma ihtiyaç var ama ücretler artınca işten çıkarmalar da olacaktır. Biliniyor hayatta kalabilmek için daha yüksek ücret gerek ama maaşlar artınca işten atılmamak için alınan paranın bir kısmı elden geri istenecektir, güvencesiz çalışma artacaktır.

Rakamlar sürekli büyümektedir ama yaşamlar sürekli küçülmektedir.

Hiçbir işçi için aldığı maaş ile o ay ne kadar süt, yumurta alacağı belli değildir. Ama adı asgarî ücrettir ve en azından asgarî ihtiyaçları karşılaşması beklenmektedir. Rakamların bu kadar anlamsızlaştığı bir zamanda ücretlerin ancak et, süt, doğalgaz cinsinden anlamı olmaktadır. Ve bu hesap yapıldığında da görülmektedir ki et, süt, doğalgaz sürekli azalmaktadır.

Her gün her şeye zam gelmektedir. Gelen zamlar yüksek perdeli küfürlerle karşılanmaktadır. İhtiyaç dâhilinde alınması gerekenlerin fiyatları her görüldüğünde edilen küfürler fiyatların birer hanesi hâline gelmiştir. Milyonlarca işçinin ayrı ayrı ettiği bu küfürler kiraları, faturaları düşürmemektedir.

Hâl böyle iken süren asgarî ücret tartışmaları beklenemez, seçim beklenemez, hayatta kalabilmek beklenebilecek bir şey değildir.

Bir araya gelmek, mücadele etmek her geçen gün hayatta kalabilmek ile eş anlamlı hâle gelmektedir. Öfkeyi peynire, faturaya değil onların fiyatlarından sorumlu olanlara yöneltmek gereklidir.

Öfkesini muhatabına yönlendiren, greve giden, direnişe çıkan işçiler kazanmaktadır.

Evet bugün işçi sınıfının örgütlülüğü zayıftır, sendikaları ellerinden alınmıştır. Fakat kurtuluş için bu örgütlülüğün geliştirilmesinden başka bir yol da yoktur. Hakları için ve yaşamları için adım atan herkes yaşamanın ancak böyle mümkün olduğunu görecektir.

Bugün uzak bir fikir gibi gelse de, olmaz dense de elektriğin, suyun, doğalgazın kamulaştırılması ve ücretsiz olması mümkündür. Sağlığın, eğitimin, ulaşımın ücretsiz olması mümkündür. Bu sistemin sınırları içinde bile mümkündür. Önemli olan bu sistemin sınırlarını aşan bir mücadeleyi geliştirebilmektir. Önemli olan bu sistemi topyekûn yıkma hedefi ile yola çıkmaktır. Ancak o zaman kazanımlar elde etmek mümkün hâle gelmektedir.

Rakamlar anlamsızlaşırken mücadelede de konu rakamları aşmak zorundadır. Tersi olsa bir avuç sermaye sahibi, soyadlarını yazsak yarım sayfa etmeyeceklerin toplamı milyonlarca insanı açlık ve sefalete razı edebileceklerini akıllarından bile geçiremezlerdi.

Örgütlenme her geçen gün daha elzem olmaktadır. İşçilerin, kadınların, öğrencilerin bir arada yürüteceği mücadele asgarî bir yaşamı aşarak özgür bir dünya kurma mücadelesi olacaktır. Bugün hayatta kalabilmek de, yaşayabilmek de, insan olabilmek de direnişle, örgütlenmekle mümkündür.

10 Aralık 2022

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here