“Ayaklanma bu kez İslam Cumhuriyeti’nin devrimci bir şekilde yıkılması için daha yaygın, daha örgütlü ve kararlı bir aşamaya erişti”

Marzieh Nazeri, Abbas Mansouran İran Komünist Partisi (CP İran) MK ve enternasyonal büro üyeleriyle röportaj

-Mahsa Amini’nin katledilmesinden sonra İran’da yaygın, kitlesel ve militan bir protesto dalgası başladı. Bunun üzerine merak ettiğimiz konulara ilişkin yanıtlar almak üzere İranlı sosyalist, devrimci ve komünist güçlere ulaşmaya çalıştık. İletişime geçebildiğimiz partilere birebir aynı soruları sorduk.-

1- Öncelikle, partinizi kısaca okuyucularımıza tanıtabilir misiniz?

İran Komünist Partisi 2 Eylül 1983’te kuruldu. Hedeflerine yönelik onlarca yıllık mücadeledesinde meydana gelen iniş ve çıkışlara rağmen, bu parti, dünyanın devrimci komünistlerinin Komünist Manifesto’dan bugüne kadar ulaşmak için kararlılıkla savaştıkları aynı amaç için savaşıyor. Partimiz işçilerin, emekçilerin ve yoksun bırakılanların partisidir ve işçi devleti, özel mülkiyetin kaldırılması ve sosyalizm için savaşmaktadır.

İran Komünist Partisi, işçi devrimi yoluyla İran’daki kapitalist İslami rejimi devirmek ve İran’da sosyalizmi kurmak için mücadele ediyor.

İran Komünist Partisi’nin Kürdistan örgütü Komala, İran Kürdistanı’nda ve özellikle Sanandaj kentinde işçi sınıfı arasında geniş kitlesel ve radikal bir kaleye sahip.

 

2- Son durum nasıl? Protestoların ve etkinliklerin sıklığı nedir? Bu protestolar ve faaliyetler ülkede yaygın mı ve insanların hem nicelik hem de nitelik olarak katılımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Ve son olarak, henüz protestolar başlamadan önce böyle büyük bir dalgaya dönüşebileceğini öngörmüş müydünüz?

İran’da işçi eylemleri 2006 yılının ikinci yarısından itibaren neoliberal politikaların hız kazanması, özellikle kadınlara ve toplumun alt gelir grubundan işçilere yönelik İslami hükümet tarafından topluma dayatılan özelleştirmeler ve deregülasyonlar nedeniyle şiddetlendi. Sermayenin bu içkin tiranlığına karşı, İslami hükümetin egemen dini tiranlığı da daha yoğun hale geldi. Bu maddi dayanakla, özellikle 2009 yılında hükümet seçimlerinde hile yapılmasını protesto etmek gerekçesiyle işçi hareketleri yoğunlaştı.2009’dan beri devamlı olarak işçilerden, öğrencilerden, öğretmenlerden, emeklilerden, şoförlerden, kadınlardan ve toplumun diğer katmanlarından binlerce protesto gerçekleşti. İran’da, İran’ın her yerine yayılan 2017 ayaklanmasını yaşadık. Tüm hükümetin kurumsallaşmış yozlaşması, maaşların ödenmemesi, milyonların işsizliği, Suriye, Yemen, Lübnan, Irak, Filistin vb. yerlerdeki taşeron savaşları ve askeri müdahaleler, nükleer silah elde etme çabaları, Rusya’nın politikalarını ve Rusya’daki yönetici oligarkların çıkarlarını ilerletmek için temsilciye dönüşülmesi, İran’da yaşayan insanların baskı altına alınması, üretim merkezlerinin baskı altına alınması ve iflas ettirilmesi, toplumun bir pazar haline getirilmesi ve Çin malları ile yabancı malların tüketilmesi, kadınların aşağılanması, insan haklarının ihlali ve daha onlarca faktör, halkın öfkesinin birikmesine neden oldu.

28 Aralık 2017’den itibaren Haft-Tappeh şeker kamışı kompleksi işçileri ve Ahvaz çelik şirketinin protestolarıyla başlayan bu protesto dalgası “İş, Emek, Özgürlük, Meclis yönetimi” sloganıyla başka bir biçim aldı. Aslında 2018 yılında protestolardaki emek imgesi öne çıktı. Bu dalga derinlemesine bastırıldı. Son olarak da 15 Kasım 2019’dan bu yana akaryakıt fiyatlarına yapılan zamların protesto edildiği, sadece dört gün içinde en az 1.500 kişinin öldüğü, Kanlı Kasım olarak da bilinen yurt genelindeki 2019 ayaklanması patlak verdi.

Başörtüsünü çok gevşek taktığı iddiasıyla ahlak polisi tarafından tutuklanan ve polisin birçok kez kafasına vurmasından sonra nezarette öldürülen 22 yaşındaki İranlı kız Mahsa Amini’ye atıfta bulunarak Partimizin “Mehsa ayaklanması” olarak adlandırdığı mevcut ayaklanma da Mahsa Amini cinayetinin toplumu şoke etmesi ve toplumun öfkesini ateşlemesiyle başladı. Aslında bu ayaklanma sadece Mahsa’nın ölümüne bir tepki değil, aynı zamanda daha önce biriken ayaklanmaların devamı ve İslami rejimin topluma yönelik zulmüne bir cevaptır. Ayaklanma bu kez İslam Cumhuriyeti’nin devrimci bir şekilde yıkılması için daha yaygın, daha örgütlü ve kararlı bir aşamaya erişti. Bu ayaklanmanın öne çıkan bir diğer yönü de kadınların gösterilere önderlik etmesidir. İran’da kadınlar her zaman protestoların ve ayaklanmaların ön saflarında yer alsalar da bu kez kadınların varlığı etkileyici ve görkemliydi. Kapitalist İslami Rejim’in vahşeti, Tahran’dan Kürdistan’a, Azerbaycan’a, Belucistan’a, Huzistan’a, Mazandaran’a ve Gilan’a, kuzeyden güneye ve doğudan batıya kadar İran’ın birçok şehrinde halkların ve gösterilerin birikmiş öfkesini kışkırttı. Güvenilir raporlara göre 26 Eylül’e kadar 100’den fazla şehir ve hatta köyde protestolar yayıldı, bazı şehirlerde bazı hükümet merkezleri ele geçirilmesine ve hatta Kürdistan’daki Oshnavieh kentinin bir geceliğine özgürleştirilmesine yol açtı, idari, askeri, dini ve kolluk merkezlerine saldırılar gerçekleştirildi. Kuşkusuz bu muhteşem protesto hareketi, güç dengesini, emek ve kitle mücadeleleri lehine değiştirecektir. Ayrıca İranlı kadınların hareketi, cinsiyet baskısına, zorunlu başörtüsüne ve İslam Cumhuriyeti’nin kadın karşıtı yasa ve düzenlemelerine karşı mücadelede yeni bir aşama başlatacaktır. Protestolara karşı polisin vahşeti ve şiddeti ile internet kesintilerine rağmen, ayaklanma devam ediyor. Şimdiye kadar 76 kişinin öldüğü ve 1000’den fazla kişinin tutuklandığı belirlendi, ancak bu protestoların azalmasına neden olmadı, giderek daha fazla insan ve şehir ayaklanmaya katılıyor.

 

3- Erkeklerin başörtüsü karşıtlığına ilişkin desteklerinin arttığını vurgulayan bazı yorumlar okuyoruz. Bu konudaki gözleminiz ve yorumunuz nedir?

İran’daki erkekler, İran’da zorunlu başörtüsü ve diğer dini veya Şeriat yasalarının dayatılmasını hiçbir zaman desteklemedi. Unutulmamalıdır ki İran’da Humeyni’nin emriyle “ya başörtüsü ya kafaya kurşun” (Farsça: ya rosari ya tosari) sloganıyla saldırıya uğrayan ilk büyük toplumsal kesim kadınlardı! Başörtüsü takma emri, kadınların esaretinin, kadınların beden ve ruhuna uygulanan kötülüğün bir simgesiydi. Ne yazık ki 1978’de kadınlar yalnız bırakıldı ve sol güçler ve erkekler Hizbullah’a ve devlet faşizmine karşı duran kadınlara daha az ilgi gösterdi. Bu, solcuların İslam hükümetinin insanlık dışı düzenini destekledikleri anlamına gelmiyor ama bunu ciddiye almamak rejimin kadın karşıtı politikalarıyla ilerlemesine neden oldu.

1980’lerde özgür erkekler ve kadınlar, sosyalistler, işçiler ve hükümete muhalif bazı kesimleri direndi ve bu on yılda öldürülenlerin sayısı ve isimleri, yaklaşık 100.000 kişiyi gösteriyor. Sadece 1988 yazında, Humeyni’nin emriyle, kana susamış başkan Ebrahim Raisi liderliğindeki heyet, 5.000’den fazla siyasi mahkûmu astı ve gizli toplu mezarlara gömdü.

İran halkının çoğunluğu zorunlu başörtüsüne karşı. İran’da hem erkekler hem de kadınlar İslami yasalardan etkileniyor. İslam Cumhuriyeti, İran toplumu için yoksulluk, mahrumiyet, işsizlik, evsizlik, tecrit, en temel insan haklarından yoksunluk ve Afganistan’dan milyonlarca göçmen işçiden başka bir şey getirmedi.

Geçtiğimiz 43 yıldır dini esarete karşı başkaldırıda kadınların direnişi, girişgenliği, öz farkındalığı ve spontanlığı sonsuzdu. İslam Cumhuriyeti İran’da kadınları boyunduruk altına almaya, insani kimliklerinden ve temel haklarından mahrum etmeye çalışmış, ancak kadınlar bu dayatmalara karşı yalnızca karşı gelmek ve teslim olmamakla ya da kölelik yasalarına boyun eğmemekle kalmamış, aynı zamanda bu rejime karşı mücadele etmek için her fırsatı değerlendirmiştir.

Eğitim, spor, sanat vb. alanlarda kendi değerleri ve isteklerini rejime dayatmaya çalışmışlardır. İran’daki erkekler, kadınlarla dayanışma içerisinde, özellikle de İran’daki rejimi devirmeye ilişkin ayaklanmada, İranlı kadınların birer insan olarak temel haklarını edinmeyi hak ettiklerini biliyorlar. İran’daki rejimi devirme ayaklanmasında kadınlarla dayanışma içinde, İranlı kadınların tam bir insan olarak haklarını hak ettiğini biliyorlar. İran’daki kadın ve erkeklerin ortak bir düşmanı olduğunu ve bunun da kriminal İslam Cumhuriyeti olduğunu biliyorlar.

 

4- Protestoları yürütürken katıldığınız bir muhalefet koalisyonu var mı? Adım atmaya çalıştığınız konular nelerdir?

Gösteriler kitleler ve onların yerel liderleri tarafından yönetiliyor ve liderler de sokaklardaki protestocular arasında yer alıyor. Tabii ki İran’da özellikle Kürdistan’da bu gösterilerin arka planında rol oynayan – gizli aktivistlerimiz var ama şu ana kadar ayaklanmanın örgütlü bir liderliği yok ve propagandasını yoğunlaştıran ve kendi alternatif medyasını dayatan burjuvazi muhalefetini de unutmamamız gerekir. Bunlar yurt dışında, monarşistlerden milliyetçilere, sosyal demokratlara ve ayaklanmayla doğrudan bağlantısı olmayan diğer sağ partilere kadar ondan fazla burjuva koalisyonunda toplandılar.

Kürdistan’da milliyetçiler, sokak gösterilerine karşı olan ve Kürdistan’da grev çağrısı yapan bir koalisyona sahipler, bu da pratikte insanların gidip evlerinde oturmaları ve birkaç gün sonra normal işlerine dönmeleri anlamına geliyordu ancak insanlar doğru bir seçim yaparak protestoları sokaklara taşımayı tercih etti. Grev çağrıları başarısız oldu ve Kürdistan’da pek çok kişi buna olumlu yanıt vermedi, aslında daha fazla insan sokaklara çıktı. Muhalefetin bu kesimi yerel iktidardan pay almak, bir tür federalizm ve partilerin egemenliğini istiyor ve işçi ve emekçi konseylerinin iktidarına karşı çıkıyor.

Bu halk ayaklanması, uzun vadede, tabii ki, 1979 devriminde olduğu gibi, gösterilere fiili bir katılımı ve gösterilerde varlığı bulunmayan burjuva muhalefet tarafından çalınma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu riskin üstesinden gelmek için, İran’daki işçi aktivistlerinin ve örgütlerinin ayaklanmaya dair bir duruş ve sorumluluk almasını ve zafere öncülük etmesini umuyoruz.

İran’daki işçi sınıfı her yıl binlerce protesto ve grev yapıyor ve bu süreçte protesto ve grevlere liderlik etme konusunda değerli deneyim ve eğitim kazandı. Edindikleri bu tecrübeleri kullanmalarını ve ülke çapında yaptıkları saldırılarla İslami rejimin askeri mekanizmasını felç etmelerini umuyoruz. İşçi sınıfı örgütlü, sınıf bilinci ve bağımsız varlığı olmadan bu hareketin devrimci zaferi mümkün değildir.

İşçilerin liderliği, ülke çapındaki ayaklanmanın zaferini garanti edebilir. Öğretmenlerin grevinin ilanıyla birlikte hareket genel grevin ilk aşamasına girmiş ve öğrenciler ve aileleri de bu harekete katılmıştır. İslam hükümeti, öğretmenlerin grev ilanı karşısında tamamen çaresiz kaldı ve son hac vesilesiyle öğrencilerin dersliklerine gitmelerinin gerekli olmadığını duyurmak zorunda kaldı. Bir öğrenci ayaklanmasından korkan İslam hükümeti, İran’daki tüm üniversiteleri de kapattı. İran’ın her yerinde öğrenciler eylemde. Gaz ve petrol sektöründekiler ile ve Haft Tappeh şeker kamışı kompleksindeki sözleşmeli işçiler de dahil olmak üzere bazı sektörlerdeki işçiler ayaklanmaya desteklerini açıkladılar. İşçi sınıfının güçlü ve bağımsız varlığı bir zorunluluktur. Kendi sınıf hareketi, doğası ve hedefleri hakkında bilinç, işçi sınıfının öncülerinin en hayati devrimci görevleridir.

 

5- Durumun ilerleyişi hakkında ne gibi öngörüleriniz var ve bu aşamada KP ne düzenlemeye çalışıyor?

Mahsa kod adlı bu hareket toplumda büyük bir heyecan ve umut yaratmıştır ancak devamı ve ilerlemesi daha da yayılmasına, insanların daha fazla seferber olmasına, tüm işçilerin ve tüm sektörlerin ulusal grevine(Genel grev) bağlıdır. Ayaklanma ne kadar çok harekete geçer ve yayılırsa, baskıcı güçler o kadar az protestocuları dağıtabilir ve bu protestoları sokak çatışmasına taşıyabilir. İran’ın her yerinde bulunan baskıcı güçler takviye edilemiyor ve başka şehirlere gönderilemiyor. Tahran’da ve İran’ın büyük şehirlerinde yüz binlerce insan sokaklara dökülürse, düşman kuvvetleri bu insan seliyle baş edemeyecek. Kalbi hiç şüphesiz bu sokak protestolarıyla atan işçi sınıfı, ülke çapında grevlerle ayaklanmayı destekler ve rejimin baskı makinesini felç ederse, bu devrimci ayaklanmanın devamını ve ilerlemesini garanti edebilir. İran Komünist Partisi’nin teşvik etmeye çalıştığı şey budur.

İşçi sınıfının ülke çapındaki işçi grevleri ve sokak ile fabrika arasındaki bağlantı, onun zaferine yardımcı olur ve katkıda bulunur. Nitekim dün, Petrol Sözleşmeli İşçilerin Protestolarını Düzenleme Konseyi, İran’daki kitlesel ayaklanmayı destekleyen ve hükümetin baskılarına karşı gelen bir bildiri yayınladı. Açıklamada, “Biz petrol işçileri, tutuklamalar, insanların öldürülmesi ve kadınların başörtüsü nedeniyle taciz edilmesi ve insanlara yönelik baskılar sona ermezse, sessiz kalmayacağımız konusunda uyarıyoruz.” “Protestolara katılacağız ve işi durduracağız.” Öğretmenler sendikası konseyinin açıklaması da genel grev ihtimaline yeni bir ivme kazandırdı.

İranlı Öğretmenler Sendikası Örgütleri Koordinasyon Konseyi, hükümetin savunmasız insanlara yönelik baskısını, özellikle de bazı okulların askerileştirilmesini, okul ve üniversite öğrencileri ile son zamanlarda barışçıl şekilde toplanan insanların gözaltına alınıp tutuklanmasını şiddetle kınarken, öğrencileri hükümetin canice ve şiddet içeren davranışlarını protesto etmek ve mazlumlara eşlik etmek için yanlarında durmaya çağırdı.

Açıklamada ayrıca öğretmen ve öğrencilerin 26 Eylül Pazartesi ve 28 Eylül Çarşamba günleri dersliklerine gitmemeleri istendi. Koordinasyon Kurulu ayrıca, hükümetin insanlara baskı yapmaktan vazgeçmemesi halinde, mevcut durumu protesto etmek amacıyla bir sonraki planlarını açıklayacakları tehdidinde bulundu.

 

6- Genel anlamda kadın hareketinin durumu nasıl?

Kadınların İslam Cumhuriyeti’ne ve rejimin her gün devam eden gerici ve kadın karşıtı yasalarına karşı acımasız baskılara rağmen gösterdikleri direniş ve mücadeleleri, yöneticilerin, baskıcı güçlerin ve kolluğun “psikolojik güvenliğini” bozmuştur.

Ortaçağ İslami rejiminin baskıcı ve kadın düşmanı kanunlarına karşı mücadele sadece bir kadın meselesi değildir. Kadın mücadeleleri artık İranlı işçi ve yoksulların halihazırda İran’daki işsizliğe, yoksulluğa, yüksek fiyatlara ve diğer sosyal sorunlara karşı gündelik olarak devam eden mücadelelerinin bir parçası haline gelmiştir ve bu durum, İran’daki kadın ve erkeklerin mücadelelerinin bu alanda ilerlediğini göstermektedir. Mevcut hareket, İslam Cumhuriyeti’ni devrimci bir şekilde devirmeyi hedeflemektedir.

 

7 – Son dönemde çok sayıda grev, genel grev çağrısı ve işçi protestosu duyduk ve gözlemledik. Bu konuda ne öngörüyorsunuz ve işçi sınıfı hareketinin ilerlemesini nasıl tanımlayabilirsiniz?

Tahran’da öğretmen hareketinin, emeklilerin, otobüs şoförlerinin, petrol ve gaz şirketlerinin taşeron ve proje işçilerinin ve müteahhitlerin greve gittiği 2018 ve 2019 yıllarından ve ardından 2021 yazından itibaren talepler, zaman zaman politik talepler de içermekle birlikte çoğunlukla sınıf talepleri oldu. Ancak mevcut harekette, sınıf mücadelesinin yeni ve daha yüksek bir aşaması gözlemlenebilmektedir.

İşçiler ve aileleri, İran genelinde harekete katılmaktadır, ancak sınıf temelli, örgütlü ve bağımsız bir şekilde değil. Vangaurd öğrencilerin işçi sınıfına destek ve dayanışma sloganları en öne çıkan sloganlardır. Yaşasın sosyalizm Sanandaj’da duyuldu. Rusya’da Ekim 1917 ve İran’da 1978 devrimi deneyimi, bağımsız bir sınıf olarak işçi sınıfının harekete katılan son toplumsal kesim olduğunu, ancak ayaklanmanın zaferinde belirleyici bir rol oynadığını göstermektedir. İran’daki üretim ve hizmetlerin farklı belirleyici kesimlerinden işçi sınıfının ülke çapında harekete katılması ve ülke çapında genel bir grev yapması bekleniyor.

Devrimci bir döneme girdiğimiz bu aşamada, halk kitleleri İslami rejimin geçmişteki mutlak baskı koşullarına teslim olmayacak, öte yandan rejimin baskı politikalarını ilerletme gücü kalmamıştır.

 

8- İşçiler gibi gençleri ve özellikle öğrenci eylemlerini gözlemleyebiliyoruz. Öğrenci hareketini nasıl görüyorsunuz?

İran’da yaklaşık 4 milyon öğrenci ve 16 milyon okul öğrencisi var. 10 milyondan fazla okul öğrencisinin, yoksulluk ve öğrenim ücretlerini ödeyememeleri nedeniyle okula girmeleri veya daha yüksek sınıflara gitmeleri engellendi. Milyonlarca öğrenci işsiz ve daha iyi yaşam koşulları için İran’ı terk etmek zorunda kaldı. Şimdi mevcut hareket, onlara, özgürlük umudunu ve normal hayata dönme ve haklarından yararlanma umudunu verdi. Bu gençlerin ve genç savaşçıların sokaklarda kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Bu nedenle, hareketin ilerlemesiyle ve sokaklarda bulunmaya devam ettikleri her saatle daha fazla umut kazanıyorlar, daha militanlaşıyorlar ve İslami rejimin ve askerlerinin vahşetinden gitgide daha az korkuyorlar.

 

9- Devrimci ve Sosyalist hareketin bir bütün olarak durumunu ve ilerlemesini kısaca anlatır mısınız? Son olarak, bu güçler protesto dalgasında nasıl bir pozisyon aldılar?

Bahsedildiği gibi, tüm toplumda ve işçi sınıfında, özellikle Kürdistan ve Huzistan (petrol ve gaz merkezleri) ve İran’ın kuzeyinde devrimci sola eğilimin tabanı vardır. Ancak radikal ve sosyalist parti ve örgütler ne yazık ki rejimin şiddetli baskısı, solcu ve işçi aktivistlerinin İran’da hapse atılması, sürgünde yaşaması ve İran toplumundan uzak kalması gibi pek çok nedenden dolayı mevcut hareketin gerisinde kalıyor. Şimdi sağ, reformist ve burjuva güçler güçlenmeye ve birleşmeye çalışıyor. Öte yandan bu çaba radikal ve sosyalist güçler ve partiler arasında yoğunlaşmıştır. Yüzbinlerce kişi, yüzlerce grup ve onlarca solcu ve sosyalist örgüt maalesef bir koalisyon halinde örgütlenemedi. Yaklaşık 4 yıldır İran Komünist Partisi’nin de aralarında bulunduğu 6 siyasi parti ve örgüt arasında “Sol ve Sosyalist Güçler İşbirliği Konseyi” adlı bir koalisyon oluşturulmuş ve Kürdistan’da da böyle bir ittifakın örgütlenmesi için bölgenin sol güçleri ve sosyalistler arasında çaba sarf ediliyor. Sol ve sosyalist parti ve güçler ile içerideki işçi hareketi aktivistleri arasında da bazı bağlantılar var. Rejimin burjuva muhalefeti, İslami rejimi “devirmek” ve küresel kapitalistlerin yardımıyla iktidara oturmak isterken, solcular ve komünistler, İslami hükümeti ve kapitalist ilişkileri bir işçi sınıfı devrimi yoluyla devrimci bir şekilde devirmeye ve sosyalizmi kurmaya çalışıyorlar.

  • 10- Ülkenize emperyalist müdahale riski hakkında ne düşünüyorsunuz?

Doğrudan askeri müdahale kastediliyorsa, bu tehlike olası değildir. Emperyalistler uzun süredir vekil güçleri kullanıyorlar.

ABD emperyalizmi ve Avrupa Birliği, İslam Devletini doğrudan ve dolaylı olarak güçlendirdi, İran rejimine silah ve temel stratejik teçhizat sattı ve bu devlete siyasi olarak da yardım ediyor. Öte yandan, bu emperyalist fraksiyon, çökmekte olan İslami rejim yerine alternatif bir siyasi iktidar örgütlemeye çalışıyor.

ABD, AB ve İngiltere gibi emperyalist güçler aslında her zaman İran devrimi için bir risk olabilir. Şu anda İran dışında liberal ve burjuva muhalefeti bir araya getirmeye başladılar ve İran’da bir alternatifleri olsun diye koalisyon oluşturdular.

Ve aslında bir ABD senatörü bu sabah şöyle dedi, “Bu rejim gidiyor ve ABD, onun yerine başka birini düşünmeli.” Bu, ABD müdahalesi anlamına gelir.

Elbette İran halkının kendisinin bunun farkında olması gerekir. Elbette küresel güçler İran’da kendi değerlerini ve kapitalistleri en iyi temsil eden alternatifi oluşturmaya çalışacaklardır. Öte yandan İran halkı bunun farkında. Özellikle emperyalistlerin çaldığı ve bize Humeyni’yi getiren eski devrimi yaşadık. O yüzden bu sefer daha dikkatli olacaklarını düşünüyorum.

İran’da siyasi ve askeri meselelerde büyük çıkarları ve hâkimiyeti olan Rusya, birçok projesini ileri taşıdı. Şimdi, rejimin Hizbullah’tan gelen vekil güçleri ve Suriye ve Irak’a götürülen diğer güçlerin, İran’daki bazı şehirlerde, İranlı protestoculara baskı yapmak için getirildiği görüldü.

Halkın Mücahitleri, monarşistler, farklı renkten milliyetçiler ve eski Rus yanlısı geleneksel solu da dahil olmak üzere burjuva muhalefet, emperyalizmin Truva atı rolünü oynayabilir.

  • 11- Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İran’da 1906’daki meşrutiyet (anayasal devrim), din adamları, aristokrasi ve emperyalist güçlere bağımlı burjuvazi arasında bir uzlaşmaya yol açtı. Dönemin talepleri ve toplumsal koşullar, 1906 anayasal hareketini başarısızlığa uğrattı. Otokratik emperyal yöneticiler iktidara geldiler ve 1978 yılına kadar Amerikan ve İngiliz darbelerinin, baskı ve işkencenin yardımıyla iktidarlarını sürdürdüler. Kraliyet karşıtı siyasi devrim çalındı ​​ve Guadalupe konferansındaki emperyalistlerin yardımıyla, işçi sınıfının ve radikal solun gücünden korkuyla dini alternatife güç kazandırıldı. Bu 43 yılda, kapitalizmin ve dinin çifte tiranlığı, topluma insanlık dışı koşullar dayatmıştır. Reformistlerin ve hükümetin bir kliğinin daraltmaya ve başörtüsüne karşı bir ayaklanma olarak göstermeye çalıştığı ve en azından son 120 yılın biriken ve yoğunlaşmış taleplerini inkâr ettiği mevcut hareket, sadece zorunlu başörtüsüne karşı değil. Başörtüsünün kadınların esaretinin sembolü olduğu ve protestocular tarafından köleliğin sembolü olarak yakıldığı doğrudur, ancak bu ayaklanma aslında İslam Cumhuriyeti’nin tüm aygıtlarına karşıdır. İslam Cumhuriyeti’nin varlığı zorunlu başörtüsüne çok bağlıdır. Rejimin başından beri böyleydi. Rejimin bu talebe teslim olması intihar ve ideolojik temellerinin yıkılması demektir. Toplum, bütün İslam devletini devirmek için ayaklandı. Hedefimiz, işçi devrimine doğru ilerlemeye devam etmektir.

Son olarak, bu röportaj için teşekkür ederiz.

29 Eylül 2022

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here