Mahir’e, Deniz’e, İbrahim’e Selâm Söyle, Bekir!!!

“Bakın! Bakın!!
Ama
İyice
Kardeşim bu yatakta yatıyor.
Gözleri
bakış dolu kardeşim

Elleri
      kavga dolu kardeşim
Yüreği
sevgi dolu kardeşim
Kardeşim, bu yatakta

yatıyor”

Şafak YILDIZ, Kaldıraç, sayı 8

Söyle onlara, onların yıldızlaşmasından beri daha çok yenilgi yaşadık, iyi takipçileri olamadık.

Söyle onlara, hâlâ bizde değil iktidar.

Söyle onlara, de ki, Kürdistan’ı tutuşturan ateşi henüz gür yakamadık Anadolu’da.

Söyle onlara, de ki, ihanetin binbir biçimini yanımızda taşıdık. Öğrendik kahpeliğin her türünü.

Söyle onlara, de ki, uzun sürdü toparlanmamız, bir kuşak gençlik böyle kaybedildi ama yeniden üçünüzü bir araya getiriyoruz.

Söyle, de ki Ortak, yeniden diriliyor Anadolu.

Sana hemen sarılmadan az önce, bir nefes durup sorarlarsa “nereden emin olalım” diye. Sakın şaşırma. Bilirsin raporlar açık, kısa ve net olmalıdır, her yerde ve her zaman. Soruların soğukluğu düşündürmesin seni. Sorularını yanıtla. “Madem ki işler iyi, sen niye geldin” diye soracaklardır Ortak. “Beni size gönderdiler” de. De ki, benim gelişim kanıtıdır yeni bir doğumun. De ki, bayrağımızın rengi tozlanmıştı biraz ve ancak kan yeniden boyardı onu.

Sen Bekir Kilerci, sen yoldaşım, giderdin özlemini. Bir mektubunda diyordun ki, “bizden ilk şehit düşecek olanın yıldızlar arasında yeri başka olur.” Evet, Ortak. Tam da öyle. Diyordun ki, “işkenceye dayanabilir miyim diye düşünüyorum, ama eminim ki, en azından Keşanlı Ali kadar olur ve efsaneye gölge düşürmem” Tam da öyle komutan. Bunu başardın. Sadece sen dayanmadın işkenceye, bize de dayanma gücü verdin. Nasıldı “Ortak” şiirinin sonu? Sen, bakıp gökyüzüne, yıldızları kestirdin gözüne, verdin komutu. “İşte yeni hedefimiz bu” diye. Ve biz, seninle aynı geminin tüm tayfaları anımsıyoruz bu anda; “Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz ya dünyamıza inecek ölüm.”

Bize sadece komutu vermedin. Bize sadece bir yıldız olmadın. Bize iyi bir tayfa nasıl olur sorusunun yanıtını da gösterdin. Ne diyordun şiirlerinle bize;

İşte,
işte kırıldı dal
alarga gönül demir al
savaş naralarıyla kavgaya dal
bulansın elin yüzün kana
bu davada
bir nefer olmak yakışır sana

Böyle anlıyoruz nefer olmayı. Böyle anlayacağız Ortak. Gemi-Denizciler dizisini okuyorum. Ne kadar duru anlatmışsın, ne kadar nehir olup coşmuşsun. Ne kadar ele-avuca sığmaz olduğunu nasıl anlatabilirim?

Biraz kaygı,
                 biraz korkuyla baktım,
eteğimdeki taşları önüne fırlattım;
‘Yani şimdi
               henüz zaferi kazanmadık diye
               bayrağımın rengi belirsiz öyle mi?’
Gözlerinin içi kendinden emin gülümsedi
‘Şüphe -dedi- emekle silinmeli,
        geleceğini devrimde gören gözler
                       bayrağının rengini
                       elleriyle belirler’
Aşağıya sarktım,
az önce temizlediğim toplara baktım,
evet güzelce parlamışlar ama işte şurada hâlâ
bir parça toz var.
Deli gibi atıldım beze,
topları sildikçe
dalgaların sesinin arasından
pare pare top seslerini dinledim,
ellerim işledikçe kızıl bayrağın ateşini içimde hissettim.

Tuzdan ve güneşten kavrulmuş tenim
                                                     yanıyor
güneş boynunu devirmiş batmaya
                                                     hazırlanıyor

Ufkun önü birazdan kızaracak,
     deniz geleceğin resmi gibi
     tatlı bir kızıllıkta uzanacak.

Başımı ufka uzatarak
                             bağırdım;
BU GEMİ ZAFERE ULAŞACAK

Evet, ufka uzatmışsın başını, güneşe benzemiş başın. Ya gülüşün. Diyordun ki, ciddiyet asık suratlılık değildir, devrimciler gülmeli her zaman. Gülümsüyorsun. Bağırdın ve biz, bağırdığını duyduk. Komutu anladık; Bu gemi zafere ulaşacak yoldaş.

Derler ki, en iyiler en önden gider, her zaman. Sen böyle komutanlaştın. Sen yendin ölümü, bize seni izlemek düşer.

Sen bize, insan inancının, insan gücünün ne kadar büyük olduğunu gösterdin. Topları, tüfekleri, tüm gelişmiş işkence aletleri ile seni konuşturamadılar. Sen boyun eğmemenin erdemini ardına bıraktın. Onların kirli dünyalarını savunmak için oluşturdukları tüm aletler, silahlar, insanın direnci karşısında eriyor. Son dersin budur bize. Bir de bir şiir bıraksaydın geriye, sana işkence ederlerken, sen güneş içinde yıldız olurken, yüzlerindeki korkuyu resmetseydin şiirinde.

İnadın inat. Sanki Laz nenenden ya da Tatar olanından mı almışsın inadını. Ve bize taşıdın bu damarı.

Bugün sorsanız bana
ne laz,
ne arap,
ne tatar,
ne boşnakım
elbette köklerime ulaştığım için çok
                                              mutlandım
ama ben öncelikle sınıfımın adamıyım.
Bir işçi çoçuğu olarak doğdum,
     bir işçi olarak yaşadım
     ve sınıfımın savaşçısı olarak
                                           öleceğim.

Öyle oldu, Ortak. Öyle yükseldin yıldızlara, öyle güneşin ortasına bir yıldız oldun. Bir solukluk dans ise yaşam, son noktayı muhteşem koydun ortak. İçinde bir iş yapmanın saadeti, rahat uyu, güneşin çocuğu.

Şöyle yazmıştın değil mi?

Düşümde gördüm seni,
metal bir masanın başında oturmuşuz;
bembeyazdı yüzün,
öldük herhalde diye düşündüm.

Sonra beni götürdüler.
sarı ampullerin aydınlattığı
dar koridorlardan geçtik;
tutsak düştük herhalde diye düşündüm.

Yüksek bir yerden fırlattılar beni.
Tam yere çakılacaktım,
birden,
insan seline karıştım.
Bir kalabalık ki sanırsın mahşer yeri.
kalabalığa hitap ediyordu biri.
baktım sen.
Kitle kalktı şaha,
sanırsın kıyamet kopacak ha.

İşte bizimle, aynen anlattığın gibi olacaksın. Bir bakacağız, kalabalığa hitap eden sen. Bir bakacağız, kitle kalkacak şaha. Bir bakacağız, ufuktan gülümseyecek Bekir. Bir bakacağız en önde yürüyor. Sen, en öne geçmesini başardın.

Mahir’lere bunları da anlat. Şiirini de okumayı sakın unutma.

Bunları anlat anne,
     sonra yakışıklı bir resmimi al eline,
                   git diğer anaların yanına
                            basın yaygarayı hep birlikte:
‘Kemikleri bile olsa
     bırakmayız size
                  verin çocuklarımızı bize’
Orada nasıl olsa
      bizden biri çıkar karşına
Tutup kaldır çenesini
bak gözlerindeki ışıltıya
derine bak
en derine
ben ordayım işte.

Gülümserim oradan sana derim ki:
‘Anne iyi bak kendine!’
Sonra yakala kolundan yoldaşımı
çek kendine sıkıca sarıl
duy kokusunu, çek içine.
Nasıl aynı ben değil mi?
Böyle işte anne
      aynen böyle
                     şimdi anladın mı beni?

İşte böyle Bekir. Biz burada, gözlerinin derinine bakılınca senin görüleceğin ortakların olacağız. Kendine iyi bak Ortak. Deniz’e, Mahir’e, İbrahim’e, Sinan’a selâm söyle. Onlara ve sana sözümüzü unutmayacağız. Şimdi senin tüm ortakların, tümümüz, daha büyük bir inançla, daha büyük bir bağlılıkla, daha inatçı bir tarzda ve daha büyük bir bilinçle kavgaya sarılacağız.

Öfkemiz derin ve derine işlemesine, tüm vücudumuzu sarmasına izin veriyoruz. Sen bir denizci olarak fırtınaları iyi tanırsın. Görüyorsun, bayrağı teslim aldık.

Devrim İçin İleri Ya Sosyalizm Ya Ölüm!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here