Tek bir hayat var; yaşanacak!

Artık herkes biraz aynı şeyleri söylüyor gibidir. Bir laf var ve oldukça bilinir: “At izi it izine karıştı.” İz sürmek isteyenlerin, bu bulanıklıkla, bu karışmayla derdi olur. Bizim de seslenmek istediğimiz kendileridir.

Diyeceklerimiz basit, sade ve çok; onun için önce biraz önümüzü temizleyelim.

Bugün, kapitalist-emperyalizm, hem insanı tüketim nesnesi hâline getirerek hem de doğayı yağmalayarak, insan da dâhil dünyayı yok etme mekanizmalarını, büyük bir saldırı ile devreye sokmuştur. Bu bazı açgözlülerin işi değil, bizzat tekelci kapitalizmin, kapitalizmin kendi karakterinin sonucudur.

İnsanlığa demokrasi ve özgürlükler dünyası diye sunulana bakın!

1,8 milyar insan yeterli konuttan mahrum, 2,3 milyar insan temiz su bulamıyor, dünya nüfusunun en az yüzde 36’sının herhangi bir sağlık hizmetine erişimi yok, dakikada 11 kişi açlıktan ölüyor, geçen yıl 5 yaş altı 150 milyon çocuk yetersiz beslenme nedeniyle bedensel gelişim gösteremedi, bu yıl 11 milyon hektar toprak çölleşti. Yeter mi, yetmez! Buna tecavüze uğrayan milyonlarca kadını ekleyin, çalışırken öldürülen işçileri ekleyin, buna üzerlerine emperyalistlerin bombaları yağan halkları ekleyin. Devam edelim, biz tüm bunları yazarken 5.172.768 adet daha yeni telefon üretildi bunu da ekleyin, 640.276.632 yeni tweet atıldı, 484 bin daha televizyon satıldı, 69 milyon varil daha petrol çıkartıldı. İşte size kapitalizmin billur hâli!

Yaşanan, sınıf savaşıdır!

Tarihin gördüğü en büyük vahşet, kapitalizmdir. Hepimizin gözleri önünde kapitalizm büyük bir yıkımı, büyük bir çözülüşü yaşıyor. Bu çözülüşü durdurmak ve sistemi sürdürmek isteyen bir avuç asalağın dünya halklarına sunduğu budur; büyütülen savaşlar, her gün artan sömürü, zulüm, ölüm.

Sömürü düzeninin son kısmı kapitalizmin, tarihin çöp sepetine atılması gereken bu çürümüşlüğün, bize insanca yaşamak bir yana sadece ve sadece “hayatta kalma”yı dayatması kahrolası bir gerçek. Biz bunu reddediyoruz. Irkçılığı da, erkek egemenliğini de, sınıfları da, sınırları da… Elektrik faturasını da, salgın hastalıkları da, önlenebilir hastalıkları da, ekmek fiyatını takip etmeyi de… Ay sonunu da, işsiz kalırsam’ı da… Reddediyoruz!

Biz bu nedenle “ya sosyalizm ya ölüm” sloganını, sadece sıcak karşılaşmaların bir sloganı olarak değil, günlük çalışmalarımızın yol gösterici bir belgisi olarak da kullanıyoruz.

Önümüzü temizleyelim demiştik, devam edelim.

Temizliğin ferahlatıcı, rahatlatıcı bir yanı olduğu da aşikâr. Biliyoruz, bu bildirinin elinize geçtiği yerler hiç de öyle ferah yerler değil. Mesela bir metrobüste tıka basa, mesela işi yetiştirme baskısının olduğu bir fabrikada, geleceksizliğin garanti altına alındığı bir kampüste, henüz korkudan kombinin açılmadığı evlerde, asgarî ücret zammından sonra bir kalıp peynirin fiyatının ne olacağı sorusunun olduğu beyinlerde bu oldukça zordur.

Peki, ne yapalım dostlar, kardeşler?

Kapitalizm çözülüyor evet, pek tabii onun memleketimizdeki hâli Saray Rejimi de bundan payını alıyor. Bu çözülme nedeniyle, bugün her şey daha fazla açığa çıkıyor, daha kolay, “bilinebiliyor.”

Mesela biliyoruz diyelim her türlü oyunu, sadece seçimlerle hayatımızın değişmeyeceğini, “acı reçeteyi gerekirse içeriz” diyenlerin aslında hep bizi kastettiklerini, “4 adam yollarım 8 füze attırırım”cıların savaşı kendi paçalarını kurtarmak için kullandıklarını… Biliyoruz diyelim mesela deprem vergilerinin nereye gittiğini, geçilmeyen köprülerin parasının kimin cebinden çıktığını, interneti kimin-niye kestiğini, kadın katillerinin nasıl hemencecik salındığını… Eee?

Bilmek yetmez, ona uygun davranış geliştirmek gerekir. Bunun için, bildiklerinizi defalarca sınava çekmeniz gerekir. Gerçeği bilmenin, kavramanın insan eylemine bir yansıması olur.

Gerçeği görmek, bilmek, sanıldığından daha fazla çaba gerektirir ve bu çaba, nitelikli, örgütlü bir çaba olmak zorundadır.

Ya biz insan kime denir sorusunu tartışacağız ya da bedeli olduğu bize söylense de insan olarak yaşayacağız.

Tüm bunların içinde insan olmak, insan olarak kalmak günümüzde zor bir iştir. İnsan olmanın yolunu çok net olarak söyleyelim: Burjuva düzenine karşı savaşmak, ortakçı bir toplumu kurma mücadelesi içinde olmak.

Devrimcilik bir başkaldırıdır. Başkaldırı, çağımızın, insanın insana köle olduğu son sınıflı toplum olan kapitalizmden, sınırsız, sınıfsız, özgür bir toplum olan komünizme geçiş çağının en soylu, en insana yakışan eylemidir.

Bunun dışında başka seçenek yoktur.

Gelmekte olan bir devrimdir.

Dünyanın sokakları bu sistem içinde yaşamanın imkânsız olduğunu gösteren eylemlerle doludur. Lübnan’dan İran’a, İngiltere’den Sudan’a, Eritre’den Fransa’ya, Arjantin’den Sri Lanka’ya, Haiti’den Yunanistan’a isyan dalgası dünyayı dolaşmaktadır. İşçilerin hakları için yaptıkları grevlerde, kadınların adalet için yaktığı mahkemelerde, öğrencilerin aştıkları barikatlarda, “koca köstebek” kazmaya devam ediyor, tarih devrime akıyor!

Sadedir, nettir, kararını vereni “rahatlatır”; devrimci olmak, insan olmaktır. Devrimci; örgütlü insandır.

Bu düzende ömür tüketmek istemeyenler, yaşamak isteyenler, çağrımız sizedir!

Cesaret çoğu zaman ölmeyi göze almakla ölçülüyor. Özgür bir dünyayı kurmak için savaşan bizler açısından ise cesaret ölçüsü bu değildir. Cesaret; devrimi örgütlemek, savunmak ve yaymaktır. Bizim cesaret anlayışımız budur.

Önümüzde devrimi örgütlemenin ve yaymanın görevi durmaktadır ve bu hem gönüllülüğün hem de cesaretin en büyük göstergesidir.

İki devrimci, iki ortağımız, iki canımızın içi, iki insan…

Komutan Bekir Kilerci, Ali Serkan!

25 yıl oldu.

“Kendi idealleri için savaşmayı göze alamayanlar, başkalarının idealleri için ölür” yazmıştı Bekir.

Uludağ Üniversitesi öğrencisiydi Burhanettin Akdoğdu. Kaldıraç dergisinde Bekir Kilerci adıyla yazdı şiirlerini, yazılarını.

 

Bugün artık rüzgâr karşıdan esmiyor. Dünyanın her bir köşesinde halklar, işçiler-emekçiler, başkaldırının adımlarını atıyor. Bekir, rüzgârın karşıdan estiği, devrimciliğin ahmaklık olarak pompalandığı, her türlü ideolojik dezenformasyonun yapıldığı ve sosyalizmden dönmenin göklere çıkarıldığı bir dönemde atıldı kavgaya, “Gemi”nin komutanı oldu.

İşçi sınıfının bugün yakın hedefi kendi iktidarını kurmaktır. Bekir, hedefe kilitlenmenin adıdır. Gücünüzü ve güçsüzlüğünüzü hedefinize göre sınarsınız. “Geleceğini devrimde gören gözler, bayrağının rengini elleriyle belirler.”

Temkinli bir ikircikle bazı dostlarımız, içinden geçtiğimiz hızlı altüst oluş döneminin durulmasını istemektedir. Bizler altüst oluş dönemlerinde taktiklerimizi, yaklaşımımızı gözden geçirebilir, daha ince hesaplar yapabilme alışkanlıklarını geliştirebiliriz. Bizden bu istenebilir. Ancak altüst oluş dönemlerinin kaosu nedeniyle seyirci olmamız istenemez. Kriz dönemleri, tüm bu döngüyü de bozma şansı olarak ele alınabilir. Seyretmek kirlenmektir, eylem öğretir, örgüt özgürleştirir.

Bir adım daha; eyleme, örgüte, devrime!

“Yaşamı yeniden yaratmak ötelerde değil. Rüyalarda, hayallerde değil. Kitaplara hapsolmuş değil. Elimizde!” yazmıştı Ali Serkan.
Ege Üniversitesi öğrencisiydi Ali Serkan Eroğlu.
19 yaşındaydı, gözü yıldızlardaydı. Devrimci tiyatrocuydu, şairdi.

 

Ege Ensemble’nin (Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu’nun) kurucusuydu. Okulunda sayısız edebiyat fanzininin çıkmasına yardım ediyordu. Kaldıraç dergisi okuyor, düşlediği özgür dünya için savaşıyordu. Yoldaşlarına karşı ajanlık teklif edildi, cevabını yaşamıyla verdi.

İnsanın bazen mutlaka çok bilmesi, çok okuması vb. gerekmez. Sadece insan olması, ihaneti aşağılaması yeter. Ali Serkan, “insan olmanın çığlıdır.”

Serüvenci sonuna kadar gidebilendir!

Elimizde tek bir hayatımız var, o hâlde yaşayalım!

Yaşayacağız!

Sorunları etrafında bir araya gelenler, mücadele edenler insanca ve onurlu bir yaşamın da yolunu göstermektedirler.

Yaşamak için verilen mücadelenin adımları elbet bu düzenin topyekûn yıkılma mücadelesinden de geçecektir. İnsanlık dışı bu sistemin karşısında sosyalizm tek özgürlük seçeneği olarak durmaktadır.

Mücadele her geçen gün keskinleştikçe, saflar daha da netleşmektedir. Saflarımızı, sıklaştıralım!

Geleceğimizi belirlemek, yaşamımızı belirlemek seçimlerimizden ibaret olacaktır. Ve seçimlerimiz için, seçimleri “beklememizi” söyleyenler hiçbir şeyi değiştirmeyecektir.

Güç bizdedir! Kendi kaderimizi elimize alalım, bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır!

Dostlarımız var, boyun eğmedikleri için tutsak edilen, Mücella var, Selçuk var, Şebnem var, binlercesi var.

Dostlarımız var, kayyumlara, bombalara, katliamlara karşı halkının özgürlüğünü savunmaktan vazgeçmeyen.

Dostlarımız, yoldaşlarımız var, “kadın, yaşam, özgürlük” diye meydanları dolduran, diz çökmeyen.

Dostlarımız, yoldaşlarımız var, “usludan yeğdir delimiz, üniversiteleri yönetmeye geliyoruz” cüretini kuşanan.

Kahramanlarımız var. Her eylemiyle, yeniden öğreten. Ölümsüzleşen, eylemiyle yaşayan.

Komutan Bekir Kilerci var, Ali Serkan Eroğlu var.

Sınıfsız, sömürüsüz, özgür bir dünya için düşen, dövüşen bu iki kahramanımızı anıyoruz.

Onlar bugün dünyanın her yerinde işçilerin, halkların bu aşağılık sisteme karşı isyanında yaşamaya devam ediyor.

Özgür bir dünya için savaştılar, yaşadılar, yaşıyorlar!

Aramızdalar, şimdi ve daima!

Bunun için örgütleniyoruz.

Bunun için işçi sınıfının kurtuluşu, halkların bağımsızlığı ve özgürlüğü için örgütlenmeyi büyütmeye çağırıyoruz.

Bunun için devrimcileri, direnenleri Birleşik Emek Cephesi’ni örgütlemeye, devrimci sosyalizm saflarında örgütlenmeye çağırıyoruz.

Bugün özgürce yaşamak ellerimizdedir.

“tüm yaşamım senindir
ne efendi ne uşak olarak
ne de şimdiki gibi kalarak
bütün yaşamım senindir,
senin gibi olarak
kendim gibi kalarak
insan olduğumu anımsayarak
bütün yaşamım senindir
bütün yaşamını isteyerek”

Devrim için ileri, ya sosyalizm ya ölüm!

25 Kasım 2022

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here